17 Eylül 2011 Cumartesi

Mini Yup'larım...

3+ yavrumuzun (henüz 3 olmadan) kreşe başlamasıyla hayatımıza giren en kıl olduğum kavramın 'faaliyet setleri' olduğunu söyleyeyim..Hani bu büyüklüker,zıtlıklar,şekilleri tanıyalım,sayalım,boyayalım falan kitapları..O yönlendirmelere kılım ben evet...'Toplardan büyük olanı bulalım,sarıya boyayalım?'  'Kırmızı olan meyveyi daire içine alalım' bıdı bıdı..Niye sarıya boyuyoruz abi,kırmızıya boyasak olmaz mı mesela? Hayır uzmanlık alanım falan değil,yararlı mıdır,zararlı mıdır bununla ilgili şahsi fikirlerim dışında pedagojik bir bilgim de yok...Sadece bu kadar yönlendirmenin olduğu kitapları sevmiyorum..Ben sevmeyegöreyim Ece hanım geçen sene,kreşte,öğretmeni henüz yaşça küçük olduğu gerekçesiyle kendisine gerekli görmediği için yaptırmadığı halde ablalarının abilerinin faaliyet kitaplarını aşırıp aşırıp eve getirdiği ve bizi oturtup zorla da yaptırdığından mütevellit kendisine Yapa'nın setinden bir adet almak durumunda kalmış ve ana baba olarak sıkıla sıkıla da bu 'faaliyetleri' yapmıştık...

Neyse şükür yaz geldi,kreş bitti ve yerine (Aslı ablasından miras) gelen Mini Yup'larla Ece kız unuttu onları..Bundan sebep benim de bu başkurtarıcım Bambino Yup serisini tanıtasım geldi,ailecek seviyoruz onları:)



Bambino Yup da bir eğitim seti evet...Ama sıkıcı değil bizce:) Bir setin içinde 12 kitapçık ve bir kontrol kutusu var..Her kitapçıkda farklı bir kavrama yönelik alıştırmalar bulunuyor..Eşleştirme,karşılaştırma,ilişki kurma,parça-bütün bulma gibi farklı zihinsel faaliyetlere yönelik bu kitapçıklar basit alıştırmalarla başlayıp,son sayfalara doğru zorlaşıyor..Bazı bölümlerdeki çok ufak farklılıklar ciddi dikkat gerektiriyor ki bence en güzel yönü de bu..Eşleştirme işi taşlarla yapılıyor (bu taşların şıkır şıkır sesleri Ece kızın çok hoşuna gidiyor:) )Ve 6 taşla  yapılan bu eşleştirme sonunda kontrol kutusuyla doğru yapıp yapmadığını da görebiliyor..



6-12 yaş arasındaki her yaş grubu için farklı setler mevcut..Bizdeki 2-5 yaş,set 1.  3 yaşını geçmiş çocuklar için set 2 daha uygun tabi ki..Özetle tavsiye olunur :) Ayrıntılı bilgi için tıkınız Önel yayıncılık

Ha bi de hazırız biz..Okula yani..Tatil rehavetini attık,sonra bi düzenlendik,temizlendik,fazlalıklarımızdan kurtulduk hane olarak (evet her eğitim döneminin başlangıcında,mutlaka,dip köşe)..Ece'yi 2 ay sonra yine yeniden kreşli olma fikrine alıştırdık...Pembe minik sırt çantasını koydu bile kapının önüne günler öncesinden..İçindekiler her gün defalarca değişiyor tabii..Pembe makas çıkıyor sarı makas giriyor, küçük boya kalemleri çıkıyor uzun olanlar giriyor, kreşe Ece'yle gidecek olan şanslı Burcu bebek iken,onu çıkarıp Ayşegülü koyuyor çantaya..'Ezgi (geçen yılki öğretmeni) bunu da görsün' diyor...Tek sıkıntı bu kısım işte..Ezgi'nin bu yıl okulda olmayacağını iki aydır benden duyuyor,dinliyor,biliyor...Bilmemezlikten geliyor :(( Kreşle ilgili tüm hayallerini Ezgi üzerine kuran Ece kızımın bu durumu beni de biraz korkutuyor...

Kreşe,okula başlayan tüm yavrulara hayırlı olsun şimdiden..Kolaycacık alışmaları,mutlu mutlu gidip gelmeleri dileğiyle...

7 Eylül 2011 Çarşamba

Bozcaada'da Vuslat


Aklında geçen senden yaz hayalleri,kucağında kah emzirip kah uyuttuğu bebeğiyle bolca uyuyarak,azıcık da 'hadi gelmedik mi daha' diye mızırdanarak düştü Ece kız ada yollarına...Onun derdi deniz,kum,bolca oyun..Hem anneyle hem babayla...Benimki bir nefes, biraz durdurmak hayatı,telaşsız,plansız,saatsiz birkaç günle yeni yerler,güzellikler görme arzusu..Ve isteklerin birleştiği yer bu defa Bozcaada...







Üniversite öğrencisiydim ilk gittiğimde...Akımda lokum gibi üzümleriyle ilk kez gördüğüm kocaman rüzgargülleri,bi  de sakinliği,dinginliği...Feribot kuyruğunda o devasa kalabalığı görüp hayal kırıklığına uğrayacağımı düşünsem de adaya varır varmaz,onca kalabalık birden çil yavrusu gbi dağılıveriyor sanki..Bu kadarcık ada bu kadar insanı alır mı diye düşünürken Karaf Bağ Evlerine varır varmaz sanki bir biz varmışız gibi hissediyorum adada...Yanyana dizilmiş küçük taş evler,ortasında bir kuyu ve çevresinde alabildiğine üzüm bağları,sebze tarlaları..






Vakit akşamüstü,hafif bir rüzgar havada...Kapıda sahibesi İlknur hanım karşılıyor bizi,duruşu bakışıyla bir hanımağa..Öyle derler bana zaten diyor..Ama hoşsohbetli,açık sözlü ve hatta giderken arkamızdan su dökecek kadar da sıcakkanlı...Eşyaları odaya atar atmaz Ece kızı denizle buluşturmaya gidiyoruz....



Ondan fazla plaj var adada,bu nedenle ada kalabalık da olsa plajların merkez dışında olanları gayet sakin..Ayazma'ya gidiyoruz önce..Kumu harika ama suyu buz gibi...Habbele ve Çayır plajlarında su nispeten saha ılık..İlk günü denize giremeden ama kumla suyla hasret gidererek tamamlıyor Ece kız....













Sonraki günler hiç de sıkmayan bir rutinle devam ediyoruz nefeslenmeye...Kalkar kalkmaz ortadaki verandada İlknur hanımın bol çeşitli güzel kahvaltısı..Hiç şehirdeki yalancıktan 'köy kahvaltıları' gibi değil elbette ki...Reçelleri,salçaları elleriyle hazırlamış,domatesi salatalığı sabah koparmış tarladan..Kahvaltı sonrası bahçede azıcık tembellik, bol keyif....Ece hanım çıplak ayak koştururken bahçede, bir çocuk olarak bağevinde tek olduğu için salıncağın keyfini doyasıya çıkarırken ve babasıyla oda kapılarında evcilik oynarken biz de azıcık laflıyoruz İlknur hanımla..













Güneş yakmaya başlamadan denize sonra...Kumdan kale değil pastalar yapmayı,pastaları minicik taşlarla süsleyip otlardan yaptığı mumları üfletmeyi tercih ediyor Ece kız...Kumsalda bile olsa evcilik oyununa vefasızlık etmeyip yemekler pişiriyor,suyla bulaşıklarını yıkıyor...Sonra denizde yüzmeyi değil de zürafasına tutunup bebeğine yüzme öğretmeyi tercih ediyor..Böyle çırpacaksın bacaklarını diyor,kollarınla da böyle iteceksin kendini...Her zamanki gibi o,temkini elden bırakmıyor,babsının yanından pek de uzaklaşmıyor...







Ve ne kadar çok kalırsa kalsın yine de denize doyamayan Ece kızı zar zor ikna edip otele dönüş sonra...Akşamüstü rüzgarları hafif hafif eserken, ada sokakları arasında gezinti...Bağlar tarafından sahile doğru inerken önce Rum mahallesi...Nerde görsem hayran kaldığım eski Rum evleri...Mavi,su yeşili,mor ahşap panjurları,minicik avluları,pencere önüne dizilmiş irili ufaklı saksıları ve hemen her pencere önünden sarkan asmalarıyla harikalar...Çoğu tadilat görüp otele çevrilmiş,ama eskiler de hala ayakta...Ve sahile daha yakın tarafta Türk mahallesi, yollara sarkmış begonviller, abartısız,sade,kapılarında pencerelerinde el işlemesi tülleri olan, ahşap çerçeveli evler, bir turist istilasına rağmen gündelik hayatlarını devam ettiren,akşamüstü sohbeti için kapı önlerinde toplanmş teyzeler....
















Ve sahilde akşam yemeği...Hemen önünüzde gemiler,karşıda şimdiye kadar gördüğüm en sağlam kale,Bozcaada...Çok tadilat geçirmiş elbet ama,eksiksiz neredeyse...Yemek sonrası adanın en şirin mekanlarından biri olan Çiçek pastahanesinden adaya özgü bademli kurabiyeleri alıp çınaraltı çay bahçesinde çay keyfine sonra....Bir yandan çaylarımızı yudumlarken bir yandan da Ece kızın artık her gece geleneksel hale getirdiği dondurmacılık oyununa katılıyoruz...'Dondurma mı istediziniz bayan?Kaç top?hmmm 2 top,2 para...Su da alırmıydınız?' Yan masalardan da katılanlarla oyunu epeyce şenlikli bir hale getirdikten sonra toparlanıp,yazlık yerlerin olmazsa olmazı meydan tezgahlaranı,incik boncukçularını da gezip otele yollanıyoruz...



 






Ve vakit bulamayıp yapamadıklarımızla,yaptıklarımızdan tadı damağımızda kalanlarla tatili bir çırpıda bitiriveriyoruz... Dönerken aslında hepimizin aklında olanı Ece kız bir çırpıda söyleyiveriyor..'bidaha gelelim anne buraya tamam mı?' İnşallah,ama bidahakine bayramda değil mümkünse,daha sakin bir zamanda...Biz çok sevdik Bozcaada'yı...Beton yığınlarına dönüştürülmesin,bilmem kaç kaydıraklı yüzme havuzları yapılmasın,hep böyle sade,böyle dingin kalsın ada..














Tazelendik geldik,vakit hazırlık vakti şimdi...Toparlanıp temizlenip yeni bir döneme başlamak vakti...Kreşli,okullu döneme çabucak alışmak dileğiyle..

Sevgiyle..





26 Ağustos 2011 Cuma

'Sabretmek'

'Sabredemem anne,sabredemem çünkü nasıl yapacağımı bilmiyorum'

Geçen sene bu zamanlarda, denizle ilk kez tanışmasından bu yana, her gün illa ki,bir defa oraları,o günleri anıyor Ece kız..'Hani'yle başlayan cümlelerin ardıarkası kesilmiyor sonra...En ufak ayrıntısına kadar hatırlıyor bir de,ilginç..Hemen bitişiğimize şemdiyesini açmış bir teyzenin verdiği şeftaliden, giydiği mayonun, sarındığı havlunun desenine kadar:) Ve bir heves anlattıktan sonra boynunu büküp en kibar ses tonuyla 'anneeeeeeee yine gidebilir-miyiiiizzzzz?' diye eklemeyi de unutmuyor..Bir yıldır aynı konuşma bizim evde hemen her gün mutlaka bir kez yapılıyor..Ben aynı cevapları verip durdukça da mızırdanıyor bana,artık tatmin olmuyor...

Baştaki cümle mi?Bugün tüm açıklamalarıma rağmen yine memnun edemediğim kızıma söylediğim 'ama anneccim sabredeceğiz biraz' sözümün anında yapıştırılıvermiş çevabı oluyor..Bazen durup düşnüyorum,ne çok şey bekliyorum ondan..Yetişkinmiş gibi sanki,ne çok şey!!

Bildiği tek zamanı 'şimdi' olan bir yavrudan 'tüm zamanlar'ı çözmeye çalışan bir yavruya geçişi yeni yeni başlıyor halbuki...'Şimdi' onun koklayabildiği,ellediği,hissettiği yegane zamanı...'Geçmiş' ise şimdiden sonra ilk farkına varabildiği..Ne kadar geçtiği değil tabii ki daha...Önce olmuş herşey onun için 'dün' mesela henüz...Ve 'gelecek'...Adı var kendi yok onun dimağında...Öyle muallak,öyle belirsiz..Yarın, iki gün sonra,bir ay sonra....'Yatçaz kalkçaz,yatçaz kalkçaz' en fazla....Öğrenmeye de epey var sanki daha...




E o zaman sabrı öğrenmesi için de sabretmek gerek, kabul. Çocuğuna öğretmeden önce kendin öyle ol, örnek aldığı ilk kişi sensin, kabul...Saçmalama hakkın var arada, kullanabilirsin, ama onun da sana ayar verme hakkı var böyle,kabul.

İnşallah kavuşacak Ece kız bir yıllık hayallerine:) az kaldı,çok az..O güne kadar balkonda artık içine zor sığdığı havuzunda yüzdüğünü zannetmelere devam....



İyi bayramlar şimdiden herkese...














20 Ağustos 2011 Cumartesi

3 yaş dedikleri!!

Orda burda gördüğümüz +ların atılıp, yanına ünlemler konulası bir yaştır tecrübemce,kanaatimce..

Zira bu 3 yaş bebesi;


Öncelikle ağzınızdan çıkan cümlenizi siz henüz tamamlamadan 'hayır'ı yapıştırıverendir..

Sıcak havada çorapla,soğuk havada askılıyla gezmek isteyen bir varlıktır..

Onca oyuncağı varken odasında,bilmem kaç ay önce 'artık bebek oyuncağıdır' diye komşunun çocuğuna verdiğiniz bir çıngırakla oynamak isteyendir aklına düştüğü bir vakitte..

O gün illa ki evde pişmeyen bir yemeği yemek isteyen,bunun için dakikalarca mızırdanabilendir...

Elbet herbişeyi kendi başına yapmak isteyendir de aylardır,yapamayacağı besbelli olan şeyde de ayak diretendir..Siz dersinize geç kalıyor olabilirsiniz,onun aklına düşmüşse bir kere,şöför koltuğuna oturup da ayaklarının gaza uzanamadığını görene kadar 'bu sefer ben süreceğim arabayı' diye tutturabilendir..

Mağrurdur,birşeyi beceremeyince asla yardım istemeyecek,hatta bu uğurda yapmak istediğinden de vazgeçebilecek kadar...

Sonra doldurması gereken günlük bir ağlama kotası vardır onun..Onu dolduramadığı vakit 'gözümün üzerinde niye kaşım var' diye oturup ağlama potansiyeline de sahiptir..

Aklına olmayacak bişey düşmeyegörsün,tüüm mantıklı açıklamalarınız boşunadır artık ve sonuç kaçınılmaz..Yan masadan size cık cıklayarak bakan çocuksuz ailelere gülümseyin,o 'çocuğunun ağlamasına seyirci kalan gaddar anne' sizsiniz,evet!



Özellikle iş oda toplamaya itiraza gelmişse,en kompleks cümleleri kurarak sizi dumur edebilen bir bireydir..Hiçbir senaryo sökmez canı istemiyorsa,'hadi beraber toplayalım'la başlayan faaliyet yalnızca sizin toplamanızla sona erecektir.O orada öyle seyirci gibi bakarken bir de 'ama ben mi dağıttım anneciğim,hepsini ben mi dağıttım,beraber oynamadık mı?Sen de toplamak zorundasın o zaman' gibi sabır çektiren bir lafı da yapıştırıverir..

Eh normal ki 'sabır' denen şeyi ucundan bile bilmeyendir mesela..Bişey mi planlıyorsunuz aman demeye görün,olana kadar içinizi şişirecek kadar çok 'hadi' diyebiir..'Hadi ama anne?''Ama ne zaman gideceğiz anne?''hadi kaç gün/saat/dakika kaldı anne?''Neden gitmedik/gelmediler/olmadı daha anne?' Bu liste uzaar gider böyle..

Tüm kitabi bilgileri bir kenara koyduran,ezberbozduran,hiçbir pedagojik çözüm yoluna gelemeyen bir yavrudur o..Derdiniz anlatır anlatır ama hiçbir mantıklı öneri duymak istemzsiniz o dönemde..Ne de olsa hiçbiri işe yaramıyordur!

Bu döneme kadar gayet uyumlu,kolay ikna edilebilir bir yavru olması ve hele hele iki yaş töribılını neredeyse hiç yaşamamış olması tüm bunları yaşamayacağınız yönünde ümitlendirebilir sizi..Fakat 3 yaşında kazın ayağı hiç de öyle değildir..3 yaşında olmazsa 4 yaşında, her canlı büyüme yolunda bu süreçten geçecektir,her anne baba bunu tadacaktır:P..Bu kati bir çıkarım değildir,böyle olmayan yavrulara saygımız sonsuzdur:)

Aman göz korkutmak gibi olmasın,bu durum elbette ki geçicidir..Rüzgar eserken ayakta durabildiysen sonu gayet güzeldir..Hangi hafta hangi ay olur ben orasını bilmem ama bir süre sonra eski moduna döner yavrunuz!! Hem bu haller 7/24 geçerli değildir..Çok da eğlencelidir aslında aynı zamanda:)Pek sohbetliktir mesela 3 yaş bebesi..Uzun uzun anlatın anlattırın,tadına doyum olmaz..Güzel bir de gezme arkadaşıdır ayrıca,öyle zırt pırt uykusu gelmez,acıkmaz artık:)keyfi gıcırsa gezmelere doyum olmaz onunla:)

3,5 yaş daha güzeldir ama bence:) baldır kaymaktır Ece kız şimdilerde..Böyle bir 'tamam annecimler','tabi anneciler' bir açıklama dinler,mantıklı çözümler sunar bir haldedir,aman kimseler duymasın:)Ben de hemen anlatmayayım böyleyken böyle diye..Kalıcı bir durumsa bahsederim bu güzel hallerden sonra da:)

Ha bi de genelleme yapıyor gibi gözükebilirim oradan..Bilakis ahkamım sadece kendi tecrübemden kendi cücemdendir..Elbette ki her cüce birbirinden apayrıdır..

Ve son olarak şikayet etmiş gibi olmak istemem yavrumdan:)Her haliyle kabulümdür,başımın üstündedir..Ama şu andaki hali tercih sebebimdir:))

Sevgiyle..





18 Ağustos 2011 Perşembe

Bir yerlerden...Yeniden....

Sahibinin;  bigün başka şeyler yine tad vermez olur diye, bir gece vakti sıkıntısı içine sığmaz  olur ya da sevinci çoğalmak ister diye, ya da hiç sebepsiz canı kızısını yazmak ister diye aralık bıraktığı kapıdan, hiç gitmemiş gibi ayaklarının ucuna basarak,sessiz sedasız  girmek niyetinde gönül...Ve elbette gerçek sebep hiçbirisi değil de, dün gece yaptığı gibi açıp okursa eskileri saatlerce, kah güler kah gözleri dolarsa ama illa ki mutlu olursa diye gönül biryerlerden başlamak derdinde...

Tam da 'değer mi ki harcanan zamana?' sorusunun cevabını bulduğu bu vakitte, ömrün olur mu ki uzun uzun okuyup keyiflenmeye diye düşünmeden kızım memnun olur mu diye kaygılanmadan aynı heves başka başka heyecanlarla sayfaları doldurası var gönlümün..

Heybem de dolu değil halbuki..Ne sıradışı bir hayatla ne pek kitabi laflarla..Bir , henüz bir katresini dahi öğrenemediğim anneliğim,bir de 3,5 luk kızçemle, ey vefakar bloğum, bir yerlerden,yeniden merhaba!!

17 Eylül 2011 Cumartesi

Mini Yup'larım...

3+ yavrumuzun (henüz 3 olmadan) kreşe başlamasıyla hayatımıza giren en kıl olduğum kavramın 'faaliyet setleri' olduğunu söyleyeyim..Hani bu büyüklüker,zıtlıklar,şekilleri tanıyalım,sayalım,boyayalım falan kitapları..O yönlendirmelere kılım ben evet...'Toplardan büyük olanı bulalım,sarıya boyayalım?'  'Kırmızı olan meyveyi daire içine alalım' bıdı bıdı..Niye sarıya boyuyoruz abi,kırmızıya boyasak olmaz mı mesela? Hayır uzmanlık alanım falan değil,yararlı mıdır,zararlı mıdır bununla ilgili şahsi fikirlerim dışında pedagojik bir bilgim de yok...Sadece bu kadar yönlendirmenin olduğu kitapları sevmiyorum..Ben sevmeyegöreyim Ece hanım geçen sene,kreşte,öğretmeni henüz yaşça küçük olduğu gerekçesiyle kendisine gerekli görmediği için yaptırmadığı halde ablalarının abilerinin faaliyet kitaplarını aşırıp aşırıp eve getirdiği ve bizi oturtup zorla da yaptırdığından mütevellit kendisine Yapa'nın setinden bir adet almak durumunda kalmış ve ana baba olarak sıkıla sıkıla da bu 'faaliyetleri' yapmıştık...

Neyse şükür yaz geldi,kreş bitti ve yerine (Aslı ablasından miras) gelen Mini Yup'larla Ece kız unuttu onları..Bundan sebep benim de bu başkurtarıcım Bambino Yup serisini tanıtasım geldi,ailecek seviyoruz onları:)



Bambino Yup da bir eğitim seti evet...Ama sıkıcı değil bizce:) Bir setin içinde 12 kitapçık ve bir kontrol kutusu var..Her kitapçıkda farklı bir kavrama yönelik alıştırmalar bulunuyor..Eşleştirme,karşılaştırma,ilişki kurma,parça-bütün bulma gibi farklı zihinsel faaliyetlere yönelik bu kitapçıklar basit alıştırmalarla başlayıp,son sayfalara doğru zorlaşıyor..Bazı bölümlerdeki çok ufak farklılıklar ciddi dikkat gerektiriyor ki bence en güzel yönü de bu..Eşleştirme işi taşlarla yapılıyor (bu taşların şıkır şıkır sesleri Ece kızın çok hoşuna gidiyor:) )Ve 6 taşla  yapılan bu eşleştirme sonunda kontrol kutusuyla doğru yapıp yapmadığını da görebiliyor..



6-12 yaş arasındaki her yaş grubu için farklı setler mevcut..Bizdeki 2-5 yaş,set 1.  3 yaşını geçmiş çocuklar için set 2 daha uygun tabi ki..Özetle tavsiye olunur :) Ayrıntılı bilgi için tıkınız Önel yayıncılık

Ha bi de hazırız biz..Okula yani..Tatil rehavetini attık,sonra bi düzenlendik,temizlendik,fazlalıklarımızdan kurtulduk hane olarak (evet her eğitim döneminin başlangıcında,mutlaka,dip köşe)..Ece'yi 2 ay sonra yine yeniden kreşli olma fikrine alıştırdık...Pembe minik sırt çantasını koydu bile kapının önüne günler öncesinden..İçindekiler her gün defalarca değişiyor tabii..Pembe makas çıkıyor sarı makas giriyor, küçük boya kalemleri çıkıyor uzun olanlar giriyor, kreşe Ece'yle gidecek olan şanslı Burcu bebek iken,onu çıkarıp Ayşegülü koyuyor çantaya..'Ezgi (geçen yılki öğretmeni) bunu da görsün' diyor...Tek sıkıntı bu kısım işte..Ezgi'nin bu yıl okulda olmayacağını iki aydır benden duyuyor,dinliyor,biliyor...Bilmemezlikten geliyor :(( Kreşle ilgili tüm hayallerini Ezgi üzerine kuran Ece kızımın bu durumu beni de biraz korkutuyor...

Kreşe,okula başlayan tüm yavrulara hayırlı olsun şimdiden..Kolaycacık alışmaları,mutlu mutlu gidip gelmeleri dileğiyle...

7 Eylül 2011 Çarşamba

Bozcaada'da Vuslat


Aklında geçen senden yaz hayalleri,kucağında kah emzirip kah uyuttuğu bebeğiyle bolca uyuyarak,azıcık da 'hadi gelmedik mi daha' diye mızırdanarak düştü Ece kız ada yollarına...Onun derdi deniz,kum,bolca oyun..Hem anneyle hem babayla...Benimki bir nefes, biraz durdurmak hayatı,telaşsız,plansız,saatsiz birkaç günle yeni yerler,güzellikler görme arzusu..Ve isteklerin birleştiği yer bu defa Bozcaada...







Üniversite öğrencisiydim ilk gittiğimde...Akımda lokum gibi üzümleriyle ilk kez gördüğüm kocaman rüzgargülleri,bi  de sakinliği,dinginliği...Feribot kuyruğunda o devasa kalabalığı görüp hayal kırıklığına uğrayacağımı düşünsem de adaya varır varmaz,onca kalabalık birden çil yavrusu gbi dağılıveriyor sanki..Bu kadarcık ada bu kadar insanı alır mı diye düşünürken Karaf Bağ Evlerine varır varmaz sanki bir biz varmışız gibi hissediyorum adada...Yanyana dizilmiş küçük taş evler,ortasında bir kuyu ve çevresinde alabildiğine üzüm bağları,sebze tarlaları..






Vakit akşamüstü,hafif bir rüzgar havada...Kapıda sahibesi İlknur hanım karşılıyor bizi,duruşu bakışıyla bir hanımağa..Öyle derler bana zaten diyor..Ama hoşsohbetli,açık sözlü ve hatta giderken arkamızdan su dökecek kadar da sıcakkanlı...Eşyaları odaya atar atmaz Ece kızı denizle buluşturmaya gidiyoruz....



Ondan fazla plaj var adada,bu nedenle ada kalabalık da olsa plajların merkez dışında olanları gayet sakin..Ayazma'ya gidiyoruz önce..Kumu harika ama suyu buz gibi...Habbele ve Çayır plajlarında su nispeten saha ılık..İlk günü denize giremeden ama kumla suyla hasret gidererek tamamlıyor Ece kız....













Sonraki günler hiç de sıkmayan bir rutinle devam ediyoruz nefeslenmeye...Kalkar kalkmaz ortadaki verandada İlknur hanımın bol çeşitli güzel kahvaltısı..Hiç şehirdeki yalancıktan 'köy kahvaltıları' gibi değil elbette ki...Reçelleri,salçaları elleriyle hazırlamış,domatesi salatalığı sabah koparmış tarladan..Kahvaltı sonrası bahçede azıcık tembellik, bol keyif....Ece hanım çıplak ayak koştururken bahçede, bir çocuk olarak bağevinde tek olduğu için salıncağın keyfini doyasıya çıkarırken ve babasıyla oda kapılarında evcilik oynarken biz de azıcık laflıyoruz İlknur hanımla..













Güneş yakmaya başlamadan denize sonra...Kumdan kale değil pastalar yapmayı,pastaları minicik taşlarla süsleyip otlardan yaptığı mumları üfletmeyi tercih ediyor Ece kız...Kumsalda bile olsa evcilik oyununa vefasızlık etmeyip yemekler pişiriyor,suyla bulaşıklarını yıkıyor...Sonra denizde yüzmeyi değil de zürafasına tutunup bebeğine yüzme öğretmeyi tercih ediyor..Böyle çırpacaksın bacaklarını diyor,kollarınla da böyle iteceksin kendini...Her zamanki gibi o,temkini elden bırakmıyor,babsının yanından pek de uzaklaşmıyor...







Ve ne kadar çok kalırsa kalsın yine de denize doyamayan Ece kızı zar zor ikna edip otele dönüş sonra...Akşamüstü rüzgarları hafif hafif eserken, ada sokakları arasında gezinti...Bağlar tarafından sahile doğru inerken önce Rum mahallesi...Nerde görsem hayran kaldığım eski Rum evleri...Mavi,su yeşili,mor ahşap panjurları,minicik avluları,pencere önüne dizilmiş irili ufaklı saksıları ve hemen her pencere önünden sarkan asmalarıyla harikalar...Çoğu tadilat görüp otele çevrilmiş,ama eskiler de hala ayakta...Ve sahile daha yakın tarafta Türk mahallesi, yollara sarkmış begonviller, abartısız,sade,kapılarında pencerelerinde el işlemesi tülleri olan, ahşap çerçeveli evler, bir turist istilasına rağmen gündelik hayatlarını devam ettiren,akşamüstü sohbeti için kapı önlerinde toplanmş teyzeler....
















Ve sahilde akşam yemeği...Hemen önünüzde gemiler,karşıda şimdiye kadar gördüğüm en sağlam kale,Bozcaada...Çok tadilat geçirmiş elbet ama,eksiksiz neredeyse...Yemek sonrası adanın en şirin mekanlarından biri olan Çiçek pastahanesinden adaya özgü bademli kurabiyeleri alıp çınaraltı çay bahçesinde çay keyfine sonra....Bir yandan çaylarımızı yudumlarken bir yandan da Ece kızın artık her gece geleneksel hale getirdiği dondurmacılık oyununa katılıyoruz...'Dondurma mı istediziniz bayan?Kaç top?hmmm 2 top,2 para...Su da alırmıydınız?' Yan masalardan da katılanlarla oyunu epeyce şenlikli bir hale getirdikten sonra toparlanıp,yazlık yerlerin olmazsa olmazı meydan tezgahlaranı,incik boncukçularını da gezip otele yollanıyoruz...



 






Ve vakit bulamayıp yapamadıklarımızla,yaptıklarımızdan tadı damağımızda kalanlarla tatili bir çırpıda bitiriveriyoruz... Dönerken aslında hepimizin aklında olanı Ece kız bir çırpıda söyleyiveriyor..'bidaha gelelim anne buraya tamam mı?' İnşallah,ama bidahakine bayramda değil mümkünse,daha sakin bir zamanda...Biz çok sevdik Bozcaada'yı...Beton yığınlarına dönüştürülmesin,bilmem kaç kaydıraklı yüzme havuzları yapılmasın,hep böyle sade,böyle dingin kalsın ada..














Tazelendik geldik,vakit hazırlık vakti şimdi...Toparlanıp temizlenip yeni bir döneme başlamak vakti...Kreşli,okullu döneme çabucak alışmak dileğiyle..

Sevgiyle..





26 Ağustos 2011 Cuma

'Sabretmek'

'Sabredemem anne,sabredemem çünkü nasıl yapacağımı bilmiyorum'

Geçen sene bu zamanlarda, denizle ilk kez tanışmasından bu yana, her gün illa ki,bir defa oraları,o günleri anıyor Ece kız..'Hani'yle başlayan cümlelerin ardıarkası kesilmiyor sonra...En ufak ayrıntısına kadar hatırlıyor bir de,ilginç..Hemen bitişiğimize şemdiyesini açmış bir teyzenin verdiği şeftaliden, giydiği mayonun, sarındığı havlunun desenine kadar:) Ve bir heves anlattıktan sonra boynunu büküp en kibar ses tonuyla 'anneeeeeeee yine gidebilir-miyiiiizzzzz?' diye eklemeyi de unutmuyor..Bir yıldır aynı konuşma bizim evde hemen her gün mutlaka bir kez yapılıyor..Ben aynı cevapları verip durdukça da mızırdanıyor bana,artık tatmin olmuyor...

Baştaki cümle mi?Bugün tüm açıklamalarıma rağmen yine memnun edemediğim kızıma söylediğim 'ama anneccim sabredeceğiz biraz' sözümün anında yapıştırılıvermiş çevabı oluyor..Bazen durup düşnüyorum,ne çok şey bekliyorum ondan..Yetişkinmiş gibi sanki,ne çok şey!!

Bildiği tek zamanı 'şimdi' olan bir yavrudan 'tüm zamanlar'ı çözmeye çalışan bir yavruya geçişi yeni yeni başlıyor halbuki...'Şimdi' onun koklayabildiği,ellediği,hissettiği yegane zamanı...'Geçmiş' ise şimdiden sonra ilk farkına varabildiği..Ne kadar geçtiği değil tabii ki daha...Önce olmuş herşey onun için 'dün' mesela henüz...Ve 'gelecek'...Adı var kendi yok onun dimağında...Öyle muallak,öyle belirsiz..Yarın, iki gün sonra,bir ay sonra....'Yatçaz kalkçaz,yatçaz kalkçaz' en fazla....Öğrenmeye de epey var sanki daha...




E o zaman sabrı öğrenmesi için de sabretmek gerek, kabul. Çocuğuna öğretmeden önce kendin öyle ol, örnek aldığı ilk kişi sensin, kabul...Saçmalama hakkın var arada, kullanabilirsin, ama onun da sana ayar verme hakkı var böyle,kabul.

İnşallah kavuşacak Ece kız bir yıllık hayallerine:) az kaldı,çok az..O güne kadar balkonda artık içine zor sığdığı havuzunda yüzdüğünü zannetmelere devam....



İyi bayramlar şimdiden herkese...














20 Ağustos 2011 Cumartesi

3 yaş dedikleri!!

Orda burda gördüğümüz +ların atılıp, yanına ünlemler konulası bir yaştır tecrübemce,kanaatimce..

Zira bu 3 yaş bebesi;


Öncelikle ağzınızdan çıkan cümlenizi siz henüz tamamlamadan 'hayır'ı yapıştırıverendir..

Sıcak havada çorapla,soğuk havada askılıyla gezmek isteyen bir varlıktır..

Onca oyuncağı varken odasında,bilmem kaç ay önce 'artık bebek oyuncağıdır' diye komşunun çocuğuna verdiğiniz bir çıngırakla oynamak isteyendir aklına düştüğü bir vakitte..

O gün illa ki evde pişmeyen bir yemeği yemek isteyen,bunun için dakikalarca mızırdanabilendir...

Elbet herbişeyi kendi başına yapmak isteyendir de aylardır,yapamayacağı besbelli olan şeyde de ayak diretendir..Siz dersinize geç kalıyor olabilirsiniz,onun aklına düşmüşse bir kere,şöför koltuğuna oturup da ayaklarının gaza uzanamadığını görene kadar 'bu sefer ben süreceğim arabayı' diye tutturabilendir..

Mağrurdur,birşeyi beceremeyince asla yardım istemeyecek,hatta bu uğurda yapmak istediğinden de vazgeçebilecek kadar...

Sonra doldurması gereken günlük bir ağlama kotası vardır onun..Onu dolduramadığı vakit 'gözümün üzerinde niye kaşım var' diye oturup ağlama potansiyeline de sahiptir..

Aklına olmayacak bişey düşmeyegörsün,tüüm mantıklı açıklamalarınız boşunadır artık ve sonuç kaçınılmaz..Yan masadan size cık cıklayarak bakan çocuksuz ailelere gülümseyin,o 'çocuğunun ağlamasına seyirci kalan gaddar anne' sizsiniz,evet!



Özellikle iş oda toplamaya itiraza gelmişse,en kompleks cümleleri kurarak sizi dumur edebilen bir bireydir..Hiçbir senaryo sökmez canı istemiyorsa,'hadi beraber toplayalım'la başlayan faaliyet yalnızca sizin toplamanızla sona erecektir.O orada öyle seyirci gibi bakarken bir de 'ama ben mi dağıttım anneciğim,hepsini ben mi dağıttım,beraber oynamadık mı?Sen de toplamak zorundasın o zaman' gibi sabır çektiren bir lafı da yapıştırıverir..

Eh normal ki 'sabır' denen şeyi ucundan bile bilmeyendir mesela..Bişey mi planlıyorsunuz aman demeye görün,olana kadar içinizi şişirecek kadar çok 'hadi' diyebiir..'Hadi ama anne?''Ama ne zaman gideceğiz anne?''hadi kaç gün/saat/dakika kaldı anne?''Neden gitmedik/gelmediler/olmadı daha anne?' Bu liste uzaar gider böyle..

Tüm kitabi bilgileri bir kenara koyduran,ezberbozduran,hiçbir pedagojik çözüm yoluna gelemeyen bir yavrudur o..Derdiniz anlatır anlatır ama hiçbir mantıklı öneri duymak istemzsiniz o dönemde..Ne de olsa hiçbiri işe yaramıyordur!

Bu döneme kadar gayet uyumlu,kolay ikna edilebilir bir yavru olması ve hele hele iki yaş töribılını neredeyse hiç yaşamamış olması tüm bunları yaşamayacağınız yönünde ümitlendirebilir sizi..Fakat 3 yaşında kazın ayağı hiç de öyle değildir..3 yaşında olmazsa 4 yaşında, her canlı büyüme yolunda bu süreçten geçecektir,her anne baba bunu tadacaktır:P..Bu kati bir çıkarım değildir,böyle olmayan yavrulara saygımız sonsuzdur:)

Aman göz korkutmak gibi olmasın,bu durum elbette ki geçicidir..Rüzgar eserken ayakta durabildiysen sonu gayet güzeldir..Hangi hafta hangi ay olur ben orasını bilmem ama bir süre sonra eski moduna döner yavrunuz!! Hem bu haller 7/24 geçerli değildir..Çok da eğlencelidir aslında aynı zamanda:)Pek sohbetliktir mesela 3 yaş bebesi..Uzun uzun anlatın anlattırın,tadına doyum olmaz..Güzel bir de gezme arkadaşıdır ayrıca,öyle zırt pırt uykusu gelmez,acıkmaz artık:)keyfi gıcırsa gezmelere doyum olmaz onunla:)

3,5 yaş daha güzeldir ama bence:) baldır kaymaktır Ece kız şimdilerde..Böyle bir 'tamam annecimler','tabi anneciler' bir açıklama dinler,mantıklı çözümler sunar bir haldedir,aman kimseler duymasın:)Ben de hemen anlatmayayım böyleyken böyle diye..Kalıcı bir durumsa bahsederim bu güzel hallerden sonra da:)

Ha bi de genelleme yapıyor gibi gözükebilirim oradan..Bilakis ahkamım sadece kendi tecrübemden kendi cücemdendir..Elbette ki her cüce birbirinden apayrıdır..

Ve son olarak şikayet etmiş gibi olmak istemem yavrumdan:)Her haliyle kabulümdür,başımın üstündedir..Ama şu andaki hali tercih sebebimdir:))

Sevgiyle..





18 Ağustos 2011 Perşembe

Bir yerlerden...Yeniden....

Sahibinin;  bigün başka şeyler yine tad vermez olur diye, bir gece vakti sıkıntısı içine sığmaz  olur ya da sevinci çoğalmak ister diye, ya da hiç sebepsiz canı kızısını yazmak ister diye aralık bıraktığı kapıdan, hiç gitmemiş gibi ayaklarının ucuna basarak,sessiz sedasız  girmek niyetinde gönül...Ve elbette gerçek sebep hiçbirisi değil de, dün gece yaptığı gibi açıp okursa eskileri saatlerce, kah güler kah gözleri dolarsa ama illa ki mutlu olursa diye gönül biryerlerden başlamak derdinde...

Tam da 'değer mi ki harcanan zamana?' sorusunun cevabını bulduğu bu vakitte, ömrün olur mu ki uzun uzun okuyup keyiflenmeye diye düşünmeden kızım memnun olur mu diye kaygılanmadan aynı heves başka başka heyecanlarla sayfaları doldurası var gönlümün..

Heybem de dolu değil halbuki..Ne sıradışı bir hayatla ne pek kitabi laflarla..Bir , henüz bir katresini dahi öğrenemediğim anneliğim,bir de 3,5 luk kızçemle, ey vefakar bloğum, bir yerlerden,yeniden merhaba!!